BİÇEM

Kullanılan renklerin, kompozisyonu oluşturan motiflerin biçim özellikleri, sanatçının boya sürüşündeki o kendine özgü yöntemi gibi özelliklerdir sanatçısını ele veren.

Bir sergide ya da kitapta, van Gogh’un daha önce hiç görülmemiş bir yapıtıyla karşılaşıldığında, resimle birazcık ilgilenenler bile “bu eser van Gogh’un” ya da “van Gogh’un eserlerine ne kadar benziyor ” gibisinden doğru tahminlerde bulunabilirler.

Kullanılan renklerin, kompozisyonu oluşturan motiflerin biçim özellikleri, sanatçının boya sürüşündeki o kendine özgü yöntemi gibi özelliklerdir sanatçısını ele veren.

Sanatçının bu ifade ediş biçimi, başka bir deyişle, sanatsal dili kullanış yöntemi “biçem” olarak adlandırılır.

Biçem aynı zamanda sanatçının bir yapıtının diğer yapıtlarını çağrıştıran, onları birbirine bağlayan “yapıtlar arası ortak bir deyiş özelliği” olarak da tanımlanabilir.

Stendhal’a göre de “biçem, aynı şeyleri söylerken, her ressama özgü olan tarzdır.”(Ziss 1982: 93).

Aslında sanatçıların biçemlerinin farklılık göstermesi, her insanın konuşmasının, sesinin hatta parmak izinin farklılığı kadar doğaldır; çünkü, her insan kendine özgü bireysel özellikler taşır, yani, her birey “unique” tir.

Böyle olmakla birlikte, aynı yörenin insanlarında ortak, belli bir konuşma tarzından söz edilebilir. Sanatsal dil -biçem- için de geçerlidir bu gibi ortak noktalar. Ancak, bu ortak noktalar içerisinde bile “uç” olabilmek olasıdır ve bu gibi sanatçılar her zaman sanat tarihinin köşe taşları olmuşlardır; incelendikleri akımın ya da dönemin tipik örnekleridir.

Onlarsız bir sanat tarihi yazılamaz, yazılsa da eksik olacaktır. Örneğin, izlenimcilik içerisinde ilk akla gelen isim Monet’dir. Bu akımın isminin konmasına neden tabloyu yapmasına ve diğer izlenimci ressamlarla bu akımın en temel kurallarında birleşmesine karşın Monet, izlenimciliği en uç noktalarda deneyen sanatçıdır.

Öte yanda, izlenimci biçemi paylaşan sanatçıların yanı sıra, XX. yy. sanatının temellerini atan ustalar olarak kabul edilen van Gogh, Cezanne ve Gauguin kendi dönemlerinde çok daha farklı kişiliklerdir.

İzlenimcilerle aynı yıllarda yaşamalarına, onlardan etkilenmelerine, hatta aynı akımı inceleyen kitaplarda yer almalarına karşın, bu üç büyük usta ile izlenimciler arasındaki farklılıklar, izlenimcilerin kendileri arasındaki farklılıklardan daha fazladır.

Sanattaki çoğulculuk yukarıda söz edilen sanatçılarla başladı denebilir. Arnold Hauser’e göre, (1984: 357) izlenimciliğin XIX. yy. ile XX. yy. arasındaki ortalama çeyrek asırda hüküm süren ortak bir dil olmasının hemen sonrasında, sanat tarihi, çağa damgasını vuran tek biçimlilik dönemlerini gerçek anlamda geride bırakmış oldu.

Artık aynı anda birden çok anlatım biçimlerinin var olması devri başlamıştır. Örneğin, XX. yy.’ ın ilk çeyreğinde izlenimciliğin hala sürmesinin yanı sıra, kübizm, fovizm, expresyonizm ve nan-figüratif anlayış aynı anda varlık gösterdiler.

Bir biçemi diğer biçemlerden ayrı kılan özellikler, başka bir deyişle, biçemler arasındaki çizgiler, her zaman çok keskin değildir, hatta ortak noktaları bile vardır. Çünkü, ortak etkilenme alanlarına sahiptirler.

Kontrol et

CEVAT HAMiT DERELİ ( 1900 – 23 TEMMUZ 1889 )

1924 yılında Maarif Vekaleti Avrupa konkurunu kazanarak Paris'e gider. Acedemie Julian'da Paul Albert Laurents atölyesinde çalışmalar yapar. Bu yıllarda egi­timine Avrupa müzelerinin ve çeşitli atölyelerin ince­lenmesini de katar.

Resim hocam sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin