Zeki Kocamemi 1900 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Babası Mahmut Rasih Bey Evkaf müfettişi, büyükbabası, Abdurrahman Sami Paşa’nın oğlu Abdüllatif Suphi Paşa’dır. Zeki Kocamemi’nin ailesi Sancak Beyleri, Agriboz Muhafızlıkları görevinde bulunan büyükleriyle, 17. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Beylerbeyi ünvanlı Gazi Kocamemi’ye kadar dayanmaktadır. Hamdullah Suphi Tanrıöver’de Zeki Kocamemi’nin amcasıdır.
İlköğrenimini Fatih Hadika-ı Meşfere mektebinde bitiren Kocamemi, orta öğrenimini özel öğrenimle tamamlar.
1916 yılında babasının ölümü üzerine ağabeyi ve küçük kardeşi ile birlikte, büyükbabası Abdüllatif Paşa’nın konağına yerleşir. Aynı yıl Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisine giren Kocamemi bir yandan da çalışarak ailesine destek olmaktadır.
Akademi’de Hikmet Onat ve İbrahim Çallı atölyelerinde çalışır. Ögrencilik dönemi içinde 22 Mart 1918 – 1 Şubat 1919 tarihleri arasında ilk askerlik görevini yapar ve Çallı atölyesine geri döner. Ögrencilik yıllarında Galatasaray sergilerine katılan Kocamemi, atölyenin en başarılı öğrencilerindendir.
Zeki Kocamemi 1922 yılının Aralık ayında Türk Ocağı hesabına Almanya’ya resim ögrenimine gönderilir. Aynı yılın Mayıs ayında Münih’e giden arkadaşları, Ali Avni, Ratip Aşir, Kenan’ın aralarına katılır. Heinemann atölyesinde çalışmaya başlar.
1923 yılında Münih’e gelen Mahmut Fehmi (Cûda), Ali Avni(Çelebi), Ahmet Zeki (Kocamemi) Münih Akademisine girmeye karar verirler. Fakat katıldıkları sınavda başarılı olamazlar. Yahudi asıllı Heinemann’ın atölyesine dönmek istediklerinde kendilerine ücretin arttırıldığı bildirilir. Ekonomik sıkıntı içinde bulunan genç ressamlar yeni bir okul ararlar ve Hans Hoffman okuluna katılırlar.
Aralarında sadece Ahmet Zeki’nin bursu vardır. Çelebi ekonomik sıkıntı ve atölye uyumsuzlugu nedeniyle aynı yıl on-onbir ay kadar kalıp geri dönecegi Berlin’e Klene atölyesine gider. Ancak 1924 yılında Devlet bursu bağlanan Çelebi Münih’e geri döner. Cûda’nın burs başvurusu olumsuz karşılanınca Türkiye’ye geri dönmek zorunda kalır. Fakat Zeki Kocamemi 1927 yılı Mayıs ayından İstanbul’a dönene kadar aralıksız olarak Hans Hoffman okulunda egitimini sürdürür.
Zeki Kocamemi’nin öğrenimine katılan Avrupa süreci, atölye deneyiminin yeni boyutlara ulaşmasını sağlarken, bulunduğu canlı sanat ortamının sorunlarına ve gelişmelerine de tanıklık etmesini gerçekleştirir. 22 yaşında bir Türk genci, Almanya’nın degişim içinde olan sosyal, ekonomik ve politik yapısı içinde hızla gelişen ve degişen sanat ortamında beş yıl geçirecektir. Çocuklukları I. Dünya savaşının ve İstanbul’un işgalinin karanlık yıllarında geçen bu gençlerin Avrupa ile iletişimin iyice zayıfladığı bir dönemde yetişdikleri gözardı edilmemelidir. Zor koşullarda sanat egitimi gören gençler ilk kez gerçek bir sanat ortamının içindedirler. Kocamemi Münih’te öğrenim döneminin ağır çalışma temposu içinde, ait oldugu bireyi bulundugu toplumun tinsel ve nesnel kaynaklarıyla bütünleşen düşünce yapısı, dünya görüşü ile çevresinde gelişen sanat olaylarını degerlendirecek ve öznel bir yol, duyarlığına, teknik becerisine, yeteneğine uygun özgün bir üslup bulacaktır.
Kocamemi üstun yeteneklerle donatılmış güçlü bir sanatçı olarak özgün üslubunu belirler ve yurda geri döner. Resim anlayışını:
“Resim yapmak icat etmek demektir. Taklit etmek degil … Resim bir yapı gibi yoktan var edilir. Bir abide gibi örülür.”
Şeklinde açıklayan Kocamemi, yaşamı boyunca ürettigi eserleriyle özgün bir Zeki Kocamemi üslubunu Türk resim sanatına kazandırmayı başarır.
1927 yılının 14 Kasım’ında Zeki Kocamemi Trabzon Lisesi Resim Muallimi olarak göreve başlamıştır. Yedi yıl Türkiye’de Güzel Sanatlar Akademisinde, beş yılı da Almanya Hoffman okulunda geçen agır fakat başarılı bir ögrenim döneminin ardından Zeki Kocamemi’de uygun bir çalışma ortamında degerlendirilememiştir. Bir yıl kaldığı Trabzon Lisesi Kocamemi’nin aralıksız çalışmalarına sahne olacaktır. Bulundugu ortama yararlı olma çabasında olan sanatçımız, öğrenciler için resim derslerini büyük bir sorumlulukla sürdürecek ve aralarından Bedri Rahmi Eyüboğlu‘nun resim sanatına katılmasını gerçekleştirecektir.
Kocamemi’nin resim sanatımıza getirdiği yenilik doğa kaynaklı kübizm anlayışının dışavurumcu bir yaklaşımla ele alınmasıdır.
Bu anlatımda,nesneler hacimsel değerleri belirgin kılınarak çevrelerini saran üç boyutlu bir mekana dağılmaktadırlar. Geniş renk yüzeyleriyle elde edilen planlar komposizyonda derinlik yanılsamasını vurgular.
Kocamemi doğaya ilişkin görünümleri geometrik sistemlere indirgeyerek çözümlerken, öznel bir deformasyonla nesnelerin biçimsel özelliklerini irdelemektedir. Nesneler hacimsel özelliklerini belirgin kılan ve anlatıma güç kazandıran bu deformasyonla bütünleşen renk lekeleri ve ışık, gölge dağılımının uyumu dinamik bir boşlukla çevrelenir.
Kocamemi’nin Sanayi-i Nefise Mekteb-i Ali’sinde ki ögrenim döneminde ürettiği çalışmalarında, figür desenlerine duyarlı olduğu gözlenebilir. İnsan figürünün, biçimsel özelliklerini, oranlarını ve kişilik yansımasını çözümleyen bu çalışmaları Kocamemi’nin güçlü bir desen yorumuna kolayca ulaştığını kanıtlamaktadır.
1931 yılından sonra sert çizgiler, yumuşak geçişlere dönüşürken, renk lekeleri resmin temel kurgusunda ağırlık kazanır.
Zeki Kocamemi duyarlığı ile tuvale aktarılan peyzajlarda, geniş renk yüzeylerinin inşaasından oluşan yalın anlatım, dinamik fırça vuruşlarıyla devingen bir yaşamsallığı çağrıştırır.
Zeki Kocamemi’nin güçlü kişiliği, özgün sanatı ve Türk resim sanatına getirdigi yeni boyutlar gözönüne alınınca, yeterince anlaşılamadığı ve degerlendirilemedigi acı bir gerçek olarak ortaya çıkar.
Güzel Sanatlar Akademisi’nin gururlu, saygın öğretim üyesi çevresinde yer alan ve 1933 yılında “d” grubu adı altında birleşen öğretim üyelerinin, değer çekişmelerinden kaynaklanan eleştirilerine hedef olacak, fakat bireysel sanatından ödün vermeden, tutarlı kişi ligini yitirmeden yaşamını sürdürecektir.
Türk resim sanatının önemli sanatçısı Kocamemi 3 Mayıs 1959 tarihinde ani bir kalp krizi ile yaşama veda eder.
Resim hocam Birlikte resim çiziyoruz
