Ali Avni Çelebi Bağdat maktupculuğundan emekli, döneminin aydınlarından Suphi Bey ve Raziye Hanımın on iki çocuklarının dokuzuncusu olarak İstanbul’da dünyaya gelir.
İlk ve orta öğrenimlerini de İstanbul’da tamamlayan Çelebi’nin resim yeteneği çocukluk yıllarından başlayarak ailesi ve çevresinin ilgisini çeker.
Sanata karşı büyük bir ilgi duyan babası, Çelebi’nin yeteneğinin ögrenimle pekiştirilmesini gerçekleştirmek amacıyla Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’ne girmesine önayak olur.
İki yıl Hikmet Onat ve iki yıl da Çallı atölyelerinde çalışır.
22 Mayıs 1922 yılında bireysel olanaklarıyla Münih’e gider. Kısa bir süre Heinemann’ın özel atölyesine devam eder. Bir sömestr katıldıgı Münih Akademisi Grober atölyesinden de ayrılır. Mahir Tomruk’un önerisiyle katıldıgı Hans Hoffman atölyesinde de ancak iki ay çalışır. Bu kez ekonomik yetersizlikler nedeniyle Berlin’de aile dostlarının yanında, Berlin Akademisi KJeve atölyesinde çalışmaya başlar.
18 yaşında bir Türk delikanlısının yabancı bir çevrede duydugu yalnızlıga atölye uyumsuzlukları katılmıştır. Çelebi bireysel duyarlığına en uygun bir çalışma ortamının titiz arayışını sürdürmektedir. Kısa bir zaman içinde edindiği atolye deneyimleri arasından bir seçenek yapması gerekir.
Bireysel duyarlığına, sanat anlayışına, özgür ve titiz kişiligine en uygun buldugu çalışma mekanı Münih ve Hans Hoffman atölyesidir.
1923 yılında Türk Ocakları bursu ile Münih’e gelen Ahmet Zeki Kocamemi’nin de aynı atölyede çalışma alması, dayanışma ve dostluk gereksinimini de karşılayacaktır. Ve Çelebi rahat, huzurlu bir ögretim dönemi geçirecektir. Bir süre sonra devlet bursu almayı başaran Çelebi, Zeki Kocamemi ile dört yıl aynı atölyeyi, iki yıl da aynı pansiyonu paylaşır.
Hoffman, atölyesinde başarısıyla sivrilen Çelebi’ye asistanlık önerir. Devlet bursunun karşılığı olan zorunlu hizmet’e çağrılması nedeniyle Çelebi bu öneriyi degerlendiremez.
1930 yılında Almanya’ya Hoffman okuluna giderek yardımcılığını üstlenir. Ancak Almanya’da ekonomik krizin, politik değişimin zor günleri yaşamaktadır. Hoffman’ın Amerika’ya yerleşme planı Çelebi’nin yurda geri dönmesine neden olur.
Ali Avni Çelebi’de arkadaşları gibi genç Türk Cumhuriyet’inin genç, atılımcı ve çagdaş sanatçısı olma niteliğine sahip çıkar. Avrupa’da geçirdiği ögrenim dönemlerinde sanatın geçirdiği değişim gelişimi, müze, sergi ve yayın araçları aracılığı ile yakından izler. Bu izlenim sonucunda düşünce ve duygu yapısına bireysel ve toplumsal degerlerine ve yeteneğine en uygun gelen bir sanat anlayışına ulaşır.
Artık sanatçı olarak bir Çelebi üslubu, anlayışı, duyarlığı varlığını duyurmaktadır. Bu aşamada Çelebi; öğretisinde yetiştiği 1914 kuşağının sanat anlayışının izlerini taşımayan, Avrupa sanatının da her hangi bir akımının yada sanatçısının yoğun ve yönlü etkisini sergilemeyen özgün bir sanatçı olma yolundadır. Günümüze kadar ulaşan yaşam çizgisinde, başlangıçta benimsediği üslubundan ödün vermeden, yeni yorumlarla, yeni konularla sanatını kendi içinde çeşitlendirip yüceltmeyi başaracaktır.
Her sanatçı gibi Ali Avni de üslubunun belirlenme aşamasında çeşitli seçeneklerden yararlanacaktır. 1922-1931 yılları arasında Almanya yogun siyasal ve toplumsal degişim geçirmekte, bu arada da çok çeşitli sanat olaylarına sahne olmaktadır. Yeni nesnelciligin ilginç örnekleri, geleneksel Alman dışavurumculuğunun uzandığı yeni boyutlar ve kökeni kübizme dayanan yeni araştırılar dinamik bir sanat ortamı yaratmaktaydı.
Çelebi’nin resimlerinde üç boyutlu mekan etkisi ve hacimsel degerlerin belirginliği, resmin geometrik altyapısı ve planlarıyla ilişkisi nedeniyle konstrüksiyona dayalıdır. Bu etki de Cezanne ve kübizmin yapısal sorunlarıyla ilgili biçimsel değerlerle açıklanabilir.
Ali Avni Çelebi resmin inşaasına (Konstrüksiyonuna) gerekli ögeleri, resimsel bir yüzey içinde kurgulanan planlarıa, üç boyutlu bir mekan içinde hacimsel değerleri ile aktarmaktadır. Bu aktarımda göze çarpan abartılar ve biçim bozmalar(deformasyon) anlatımın en önemli özel ligi olan dinamizmi, yaşamsallığı ve yalınlığı vurgular. Bu özelliklerle yüklenen Ali Avni Çelebi resimleri, günlük yaşamın herhangi bir mekanını, anını kareleyen doğal, içten, sımsıcak ve sevecen anlatımlardır.
Çelebi’nin resimleri tüm insanlara doğal, içten, alçakgönüllü, sevecen yaklaşımının izlerini taşır. Resimlerine yansıyan Çelebi, höşgörülü, bağışlayıcı, karşılık beklemeden verici ve çıkarcılıktan uzak kişiliğiyle yaşamı boyunca sarsılmaz dostlukların vazgeçilmez insanı olarak kalabilmiş ender kişilerdendir.
Yumuşak, hoşgörülü görünümünün altında titiz,amaçlarından, yaşam görüşünden ödün vermeyen kararlı,sert bir kimlik yatar. Çelebi resim sanatına gönül vermiş ve bu yolda bir ömür harcarken,yaşamının her evresinde artan bir saygı ile mesleğine bağlanmış sayılı sanatçılardandır. Çelebi günlük yaşamında çevresindeki yaşarnsallıgın eskizlerini yanında bulunan küçük kartlara, kagıtlara aktarır. Evinde, çalışma mekanında, çevresine yaklaşma tedirginliği yaratan tertemiz, pırıl pırıl bir tuval hazır beklemektedir. Çalışma anında tuvalle Çelebi arasında anlatımı oluşturan mistik denilebilecek bir bağ kurulur.
Çelebi’nin yaşamı boyunca ürettiği çok sayıda peyzajında da doğa ve insan ikilemi her zaman bir bütünün vazgeçilmez parçalarıdır. Kırkahvelerinin (1979), Pikniklerin(1979), Büyük adanın(1976), Avcıların(1968), Kedili Sincapların (1967) anlatımında doğa dinamik bir yaşamsallığı pekiştirerek konuyu çevrelemektedir. Balıkçılar (1960,1962,1964,1977,1981), Plajlar (1944,1977), Kuş avcıları (1960) yaşamsal olaylar çevresinde kurulan doğa-insan bütünlüğünü aktarmaktadır.
Sanat anlayışıyla Türk resim sanatına yeni boyutlar katan Çelebi; 1931 yılında atandığı akademi muallim yardımcılığı görevinden aynı yıl uzaklaştırılır.
Meslegi dışında, başka bir görev kabul etmeme kararı nedeniyle 1934 yılına dek işsiz kalan Çelebi, Zeki Kocamemi ile birlikte kuş kafesi yaparak yaşamını sağlamaya çalışır. 1934 yılında, o da Mahmut Cûda gibi lstanbul üniversitesinde bir görev bulacaktır. Arkeoloji bölümü desinatörü olan Çelebi ancak Levy’nin Akademide görev almasından sonra,1938 de tekrar Akademide göreve çağrılır ve 1968 yılında emekli oluncaya dek resim sanatına yeni temsilciler yetişmesine de katkıda bulunur.
Otuz yıl emek vererek Türk resim sanatına bir çok ögrençi kazandırdıgı Akademi’den ayrıldıktan yıllar sonra Ali Avni Çelebi’ye 3 Mart 1987 de Mimar Sinan Universitesi senatosunun kararıyla Fahri Profesörlük Unvanı verilmiştir.
Türk resim sanatında çağdaş bir çıgır açan Müstakillerin kurucu üyelerinden Ali Avni Çelebi 25 Ağustos 1993 yılında vefat etmiştir.
Resim hocam Birlikte resim çiziyoruz
