1904 yılında Hakim Fehmi Karamanlızade ve Zeliha Molaoglu hanımın yedinci çocukları olarak dünyaya gelen Cûda, 1907 yılında annesini 1912’de babasını yitirir.
Dokuz yaşında Darüşşafakaya girer. Beş yıl suren ögrenimi resim sanatına duydugu ilgiyi ve yetenegini ön plana çıkarırken kişiliginin temel niteliklerini kazanmasını da gerçekleştirir. Haklarını savunmayı, arkadaş bağlılığını, insanlara sevgi ve saygı duymayı kişiliginin vazgeçilmez degerleri arasına katar.
Üstun yetenegini farkeden okul Müdürü Şemsi Bey’in ilgisiyle resim öğrenimine yönelir.
Mahmut Cûda 14 yaşında Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisinde ögrenime başlar. 1918 -1923 yılları arasında Hikmet Onat ve İbrahim Çallı atelyelerinde çalışır.
1923 yılında kendi olanaklarıyla Münih’e gider. Ali Avni Çelebi ve Zeki Kocamemi ile birlikte birbuçuk yıl Hans Hoffman Okuluna devam eder.
Tekrar lstanbul’a Çallı atölyesine döner.1924 yılında Avrupa’ya devlet hesabına öğrenci göndermek için düzenlenen sınava katılır. Paris’e gönderilir. Burada Profesör Lucien Simon‘un onayını alarak Ulusal Güzel Sanatlar Yüksek okuluna girer. Dört yıl boyunca Lucien Simon atölyesinde çalışır.
1928 yılında İstanbul’a döner Mahmut Cûda, arkadaşlarının seçimi ile Güzel Sanatlar Akademisinde, Namık İsmail’in yanında yardımcı öğretmen olarak göreve başlar.
Cûda bu görevi sırasında Akademi’nin sanat egitimini kendi değer ölçülerine göre inceler ve eleştirir Sanat eserlerinin değerlendirilmesinde kurumdan kaynaklanan tekelci tavırlara karşı direnir. Rahat bir yaşam sürecegi, sanatı için de güvenli bir ortam olan Akademi’deki görevinden, düşünce yapısına, inançlarına duydugu saygının sarsılmaması için ayrılmaya karar verir.
Aynı yıllarda Bursa Kız ögretmen okulunda görev yapar Hale Asaf’da kapalı çevrede yadırganmakta, yalnızlıga itilmektedir. Kendi amaçlarını gerçekleştirirken arkadaşına yardımcı olmayı da görev bilen Cûda, Asaf’ la yer değiştirir.
Bursa Kız ögretmen okulunun küçük ve dar görüşlü çevresinin baskısına hicivci yaklaşımıyla yanıt veren Cûda ilk karikatür denemelerine burda başlar.
Cûda’nın yaşamının çeşitli dönemlerinde çevresinde bulunan kişilerin, karakteristik yanlarını abartarak güçlü anlatımlara ulaştırdığı karikatürleri, ait oldukları kişilerin özelliklerini çok iyi yansıtırlar.
Mahmut Côda Bursa Kız bgretmen Okulu’nda bir yıl çalıştıktan sonra istifa eder. İstanbul’a döner. Altı ay sonra Kırklareli ortaokulu resim ögretmenligine atanır.
Münih’te, egitimini sürdürdüğü yıllarda Hans Hoffman Cûda’nın resimde ulaştığı Üç boyutlu anlatıma dayanarak heykel çalışmaya yönelmesini ister.
Resimlerinde nesnelerin hacimsel özelliklerini, kitle etkilerini, mekan yanılsamasını üstun sanat gücüyle aktaran Cûda’nın heykele dönük çalışmalarını doğal bir eğilim olarak değerlendirmek gerekir.
Ancak Cûda’nın yaşamında resim tutkusu her zaman ön planda yer alır.
Mahmut Cûda Türkiye, Almanya ve Fransa’da geçirdigi sanat egitimine katılan duyarlı kişiliği ile sanat-doğa ilişkisini gerçekci Uslup dogrultusunda yorumlayıp aktarır.
Dogadan seçilen her hangi bir konuyu belirleyen nesnelerin çevrelerini saran boşluk içindeki konumlarının irdelenerek yüklendikleri anlatım özellikleriyle tuvale aktarılması sanatçımızın.özgün tekniğini yansıtmaktadır. Sanat anlayışını pekiştiren öznel duyarlıgı, üçüncü boyutun kavranılır nitelikte belirginleşmesini gerçekleştir·ir.
Cûda’nın tüm resimlerinde,renk düzenlemelerinin görsel uyumuyla geri planlara çekilen izleyicilerin bakışları, geometrik formların aynı yöndeki dogrultularıyla uyarılmakta ve üç boyutlu bir mekan olgusunda tüm nesneler anlamlı bir sessizlikle bütünleşmektedir.
Cûda sanat anlayışını belirleyen bu özelliklerle çevresinde yer alan günlük kullanım eşyalarının ve kumaşların arasına dağılan meyvaların, çiçeklerin biçim ve renk değerlerini, özgün görünümlerini, bireysel duyarlığı ile yorumlayarak aktarmaktadır.
Mahmut Cûda bütün eserlerinde seçtigi konu ile sarsılmaz bağlar kurar. Resimlerinde kompozisyona katılan nesneler, buğulu bir atmosferle çevrelenerek zengin bir anlam gücüne ulaşır. Bu özel ligi sanatçının Batı tekniğini, yaşadığı toplumun nesnel ve tinsel kaynaklarıyla bir arada degerlendirdigini, göstermektedir. Sanatçımızın ürettigi gerçekci natürmortlardan yola çıkarak Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid Bey gibi 19.yüzyıl sanatçılarımızın eserleri ile bağlantı kurmak yanıltıcıdır. Gerçi konu beraberligi, ayrıntının taşıdıgı önem ve bütünün egemenliginde sessizligin yaratılması gibi benzer özelliklerden söz edilebilir. Fakat Cûda’nın sanatında göz ardı edilmiyecek özellik, geometrik düzen içinde ritm, hacim, renk lekeleri dengesi, oran, modüle, pasaj aracılıgı ile çizgi ve renk perspektifi, pentür armonisi ve devinime verdigi önemdir.
Cûda’nın tüm resimlerinde özgün bir kompozisyon sergilenir. Renk lekeleri, biçim degerleri, ışıgın renk ve biçimler üzerinde akışı, geometrik sistemler içinde perspektif derinliği gerçekleştirir. Bu başarılı uygulama ile belirginlik kazanan mekan ve boşluk etkisine dağılan nesneler, C^da’nın özgün boya tekniği ve duyarlı renk tonlamaları ile volümler kazanır.
Mahmut Cûda bu özellikler doğrultusunda kompozisyonlar, peyzajlar, portreler, notürmortlar üretmiştir.
Avrupa’da geçirdigi sanat egitimi sırasında incelemeler yaptıgı müzelerde izlediği büyük boyutlu kompozisyonlar üretmek amacıyla çalışmalarına başlar.
Sanatçının özgün üslubu ve başarılı teknik uygulamalarını sunan bu çalışmalarına Aydın Yangını (1937) ve Haramiler adlı eserleri önemli örneklerdir.
Cûda’nın resim veriminde natürmört çalışmalarının sayısal bir yoğunluk kazandığı izlenir. Bu özelliği onun Türk resim sanatında “natürmort ustası”,”natürmort yorumcusu” olarak tanınmasına neden olacaktır.
Cûda’nın görsel etkileriyle çekici nitelikler yüklenen natürmortları doğadan aktarılan güzel bir kesitin anımsatılmasını aşan anlamlara evrilirler. Sanatçımız, doğadan seçtigi nesneleri bireysel imgelerine koşut bir düzenlemeye, bir kurguya ulaştırır. Bu düzenlemelerde özgün üslubu ve teknik uygufamaları, yorumları için sınırsız sınama olanagına kavuşur.
Tüm natürmortları, sanatçının dogaya öznel yaklaşımını, us’unu, beğenisini ve ruh durumunu yansıtır. Tüm naturmortlarında günlük kullanım eşyaları ve çeşitli kumaşlar arasında en doğal görünümleriyle betimlenen yemişler, heykeller, çiçekler bir mekan ve kitle ilişkisi içinde aktarılmışlardır. Bu nesneler, dogal görünümlerine karşın, hacimsal degerlerinin düzeltilmesi ve yuvarlatılmasıyla geometrik bir soyutlamaya aktarılırlar.
Sanatçının gerçekçi anlayışı, bireysel duyarlığı ve teknik başarısıyla gizemli bir yalınlıkta sunulan nesneler çevrelerini saran bugulu atmosferde düşsel anlatımlara evrilirler.
Cûda’nın 1975 tarihli eserlerinden başlıyarak ışıga verdiği önem biraz daha artmaktadır. Oya(1975) ve Kavunlu Natürmort(1981) adlı resimlerinde de görüldügü gibi en koyu gölgede bile dışa vuran bir aydınlık yansımaktadır.
Mahmut Cûda’nın portrelerinde, farklı yaş ve karakterdeki kişilerin fizyonomik özellikleri, yaşam kesitlerini de sunan güçlü bir anlatımla betimlenir. Kiminde çekilen acıların izleri, kiminde yaşama duyulan sevginin parıltıları,kiminde sorumluluk ve güven duygusu, kiminde ise duru ve çocuksu bir gülümseme vardır.
Mahmut Cûda’nın peyzajlarında, yalnızca doga güzelliklerini aktaran çalışmalar çok azdır. Genellikle bir kentin tarih ve sanat değerlerini yansıtan anıtsal yapılarının konu olarak seçildiği görülür.
Manzaraları, konu olarak seçtiği kentlerin mimari ve doğal değerlerini aktarır. Bu nitelikleriyle yapıldıkları yılların genel görünümlerini yansıtan belgesel özellikler kazanır.
Mahmut Cûda sanatına verdiği emeğin yanısıra, Türk resim sanatçılarının birlik, beraberlik ve dayanışma içinde daha güçlü olacaklarına olan inancı için bir ömür harcamıştır.
Bireysel sanat çalışmalarının Türk resim sanatının gelişimi için yetersiz olduğuna inanan Cûda 1928 yılında kurulan “Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birligi‘nin kuruluşunda ve etkinliklerinde önemli görevler üstlenir.
1942 yılında aynı birligin güçlenmesi amaçlarının gerçekleşmesi için “Türk Ressamlar ve Heykeltraşlar Cemiyeti” nin kurulmasına öncülük eder.
1950 yılında son bir kez daha sanatçıların ortak hak ve yararlarının korunmasını umdugu “Ressamlar Dernegi” nin kurulmasını gerçekleştirir.
Sanat yaşamı boyunca hiç bireysel sergi açmamıştır.
1987 yılında Mimar Sinan Universitesi Cûda’ya Fahri Profesör ünvanı verir.
Mahmut Cûda sanat yaşamına başlarken benimsedigi gerçekci üsluba yaşamı boyunca baglı kalır. Batıda yaygınlaşan modern akımlar sanatımızı ve sanatçılarımızı etkisi altına alırken Cûda sanat anlayışından ödün vermez. Bu tutumu ile Türk Resim Sanatında özgün ve yetkin bir yer kazanır.
Benimsediği sanat anlayışına sabırla ve kararlılıkla yaşamı boyunca baglı kalırken; sanatçı birlik ve beraberliginin saglanmasına, ortak yararların hakça dagılmasına duydugu inanç için de bir ömür harcayan Mahmut Cûda 26 Mart 1987’de ayında yaşama veda eder.
Resim hocam Birlikte resim çiziyoruz
